Mavi Gökyüzü

Bu garip dünya üzerindeki 23. yılımmış bugün.Garip dünya…Gökyüzünü göremiyorum artık.Yıllar geçtikçe kararıyor mu yoksa aptalca bir histen mi ibaret bu?Onun yokluğuyla ben de mi yok oluyorum?Kulaklarımda çınlıyor dostlarımın deyişleri…’Sevseydi gitmezdi.’

Neden sevilmedim peki?Düşündükçe daha da kararıyor o mavi gökyüzü.Bugün yazacağım ona karar verdim sonunda. Nereye göndereceğim bilmiyorum ama yazacağım.Sabah alarm yediyi vurur vurmaz yataktan fırladım.Peki uyuyor muydum alarm yediyi vururken?Yüzümü sarı renkli sabunumla yıkadım.Onun en sevdiği renkti sarı.Aslında bilmiyorum belki de değildir.Masaya oturup kolu kırılmış çekmeceden bir kağıt çektim,sonra bir kağıt daha,bir kağıt daha…Hangisini karalamaya başlasam eksik kalıyordu duygularım.En sonunda bir kağıda karaladım duygularımı ve katladım kağıdı.Zarfa koydum ve yapıştırdım zarfı.

Saat akşama doğru 5 gibi parlak altın rengi ayakkabılarımı giydim.Hızlı adımlarla otobüs durağına yürüdüm.Otobüse bindim, indiğimde 45 dakika geçmişti bile.Hızlıca yürüyüp ağaçların arasında bulduğum ilk banka öylece oturdum.Kulaklığımı takıp oynat düğmesine bastım ve bilmem kaç saat öylece gelip geçenleri seyrettim.Gökyüzü kararmaya başladı.Tutamıyordum ve daha çok kararıyordu gökyüzü…

Zarfı çıkarıp yanıma bıraktım ve uzun süre zarfı seyrettim.Gökyüzü daha da karardı.Yüzümden akan sıcaklık zarfa düştü.Ayağa kalkıp hızlıca yüzümü sildim.Zarfı öylece orada bırakıp eve döndüm.Gökyüzü karanlıktı…

      Ne zaman söylediysem hep tebessüm ederdin;

Hani seni ilk gördüğümde çekirdeği sevgiden olan bir atom infilak ederdi kalbimde

Ve akabinde hale hale yayılırdı tüm bedenime.

Yağmur,fütursuzca toprağa çarptığında aklıma hep bu An’lar geldi.

Toprak belki de bundan zarar görecekti fakat umrunda mıydı?

Sevgiliden gelen diken yara açsa bile bu kendisine sevgiliden gelen bir gül gibi tesir etmez miydi?

Şimdi gökyüzüm karanlık,ve kalbime perde perde yayılıyor bu karanlık…

Beni korkutan karanlık…

Güneş ışığımı örten karanlık…

 

Advertisements

VADİ GÖZLÜ ÇOCUK

Kulaklarımda Birsen Tezer’den bir şarkı,ellerimi çantamın üzerinde birleştirmiş çevreyi izliyorum.Otobüsün penceresinde dışarıdaki hava kadar kalın buğu.İçimden yazmak geçiyor pencereye Nazım Hikmet’in dizelerini…

“Bir ağaç gibi tek ve hür,bir orman gibi kardeşçesine…”

Sonra inmem gereken durağa geldiğimi farkediyorum.Çantamı alıyorum ellerime.Adımımı atıyorum açılan kapıdan çamurlu suyun içine.Bana ayrı bir zevk veriyor çamurlu suya sertçe basmak.Kar taneleri büyüyerek düşüyor yere.Metroya yetişmek için adımlarımı hızlandırıyorum.Ben hızlanıyorum ,kar hızlanıyor.Ben hızlanıyorum,kar hızlanıyor.Yarışıyoruz sanki.Bir adım daha atacakken önce kar ağırlaşıyor,sonra adımlarım yavaşlıyor.Sağ kenarda,hemen otobüs duraklarının kenarında karton üzerinde bir çocuk,soğuk ellerini ovuşturuyor.Önündeyse adını bilmediğim tuhaf ve basit bir enstrüman.Dünya duruyor sanki.Benim ona baktığımı farkediyor ki başını bana doğru kaldırıyor.İçinde ne taşıdığını anlayamadığım bakışlar…Allah’ım yemyeşil gözler ve koyu kahverengi çil dolu ten.Gördüğüm ve muhtemelen göreceğim en anlamlı insan yüzü ve yemyeşil insanın içini ısıtan bir vadi gibi bakışlar.Ona acıdığımı hissediyorum bir an.Sonra kar taneleri ve hareketim kadar ağırdan yayılan bir ıslık sesi duyuyorum.Önce onun gözleri bakıyor durakların karşısındaki yola,sonraysa benim gözlerim …

Teni en az onunki kadar yanık ve koyu bir çocuk.Sekizinde var yok.Ayağında eski,bol delikli ve kirden kararmış büyükçe ayakkabılarıyla,vadi gözlüye doğru koşuyor.Vadi gözlü çocuk ayağa kalkıyor ve durağın benden tarafa görünmeyen kısmına doğru ilerleyip boyundan katlarca büyük bir kağıt toplama arabasını ortaya çıkarıyor.Kar taneleri soğuk ellerine ağır ağır düşüyor.O arabayı sürüklerken,diğer çocuk kirlice çuvallı arabanın içine biniyor.Gülmeye başlıyorlar vadi gözlü arabayı sürüklerken.Birkaç metre ilerlemelerine kalmıyor vadi gözlü geri dönüp az önce üzerinde oturduğu yırtık ve kirli kartonu katlayıp koltuğunun altına alıyor.Sonra gözlerini kaldırıp gözlerime dokunduruyor.Bir şimşek çakıyor sanki o an.Yutkunuyorum,ardına dönüyor ve boyundan katlarca büyük o arabayı sürükleyip ardına bakmadan uzaklaşıyor.

Birkaç saniye öncesine kadar ağır ağır düşen kar taneleri tekrar hızlanıyor.Tekrar kulaklığımdaki sese odaklanıyorum.Şarkı değişmiş,Okawari Flower Dance çalıyor.Adımlarım hızlanıyor tekrar yürüyorum.Çocuklara acıyorum.Şarkı çalıyor,kendime acıyorum,şarkı çalıyor insanlığa acıyorum.Şarkı bitiyor çocukları unutuyorum…Birkaç saniyeliğine beni içine alan o etkiyi ne ben hatırlıyorum ne de bir başkası.Çocuklara acıyorum.Çocuklara acımıyorum.Kendime ve başkalarına acıyorum…

Artık onu dinliyor

Eline ilk geçtiğim tarihi hatırlamıyorum,70lerin başı olabilir. Bana ilk dokunduğunda yeşil gözleri parlıyordu.Genç ve yakışıklı bir adamdı.Evinin baş köşesine yerleştirdi beni,üşenmedi hergün düğmelerimi temizledi.Yanıma oturdu ve beni iç çekerek dinledi.Bir gün bir kadına aşık oldu.Kadın görme engelliydi,ailesi evlenmesine karşı çıktı.O da kadını alıp kalabalık bir memlekete,uzaklara kaçtı.Tabi bunu yaparken yine ben vardım yanında.Ev kurdu,beni dinledi.Çocukları oldu,beni dinledi.Çocukları büyüdü,beni dinledi.Çocukları evlendi,beni dinledi.Onun değerli radyosuydum.Saçları beyazladı,teker teker döküldü saçları,beni dinledi.Yeşil parlak gözleri griye döndü,beni dinledi.Kadını öldü,beni dinledi.Bir zaman geldi beni dinlemek için kulaklarını yaklaştırdı bana.Artık ne o iyi dinliyordu ne de ben iyi anlatıyordum.Bir gün elinde küçük ve yeni bir radyoyla geldi eve.Kırmızı,parlak küçük düğmeleri olan bir radyoydu.Benden oldukça küçüktü ve gençti.Benim üstümü örttü,onu dinledi.Artık beni dinlemesede nankör değildi arada örtümü açıp düğmelerime dokunurdu.

Az önce eski bir kaseti çıkardı çekmeceden.Yeni,genç ve gür sesli radyoya taktı kasedi.Kadınının en sevdiği şarkı çalıyor.Artık beni değil,onu dinliyor.Dinlerken donuk gri gözleri tek bir noktaya bakıyor.Kadınını özlüyor,artık onu dinliyor.Gözleri doluyor,artık onu dinliyor.Radyo söylüyor,onun gözleri doluyor,artık onu dinliyor.

“Sakladım gözlerimi o gece ben senden,

Veda ederken…”

Sahibim

Kulaklığı olmadan evden dışarı adım atmaz.Dahası ders çalışırken,kitap okurken bile kulaklığında bir şeyler çalmalı.Kulaklığından sonra ben geliyorum herhalde.Küçük sarı kapaklı,kareli,spiralli defteri.Hep merak ediyorum sahibim ne duyuyor o kulaklıkta da onu hep dinliyor.Biraz kıskanıyorum onu,sahibime benden daha yakın.Bazı geceler benim sayfalarımı açıyor ve o kulaklıktan bir şeyler dinlerken üzerime yazılar yazıyor.Ne yazıyor bilmiyorum,okumayı bilmiyorum.O sayfalarımı koyu lacivert, ince kalemiyle gıdıklarken,ben onun yüz hatlarını inceliyorum.Geniş şekilli bir alnı var ve sert bakan simsiyah gözleri.Uzuna yakın ve arasına beyaz karışmış sakalları var,bir de dudaklarını gerdirdiğinde ortaya çıkan yanak çukuru.

Saatin çıkardığı ses beni rahatsız ediyor.Kapı açıldı,sahibim geldi.Gözleri daha bir hüzünlü sanki bugün.Masaya yaklaştı hızlıca,nefesini hissettim.Kulaklığı aldı ve beni kolları kirlenmiş montunun cebine koydu.Bir yere gidiyoruz ama nereye,bir fikrim yok.Adımları hızlı olduğundan cebinde hiç de rahat değilim.Bir takım sesler duyuyorum.Sahibim beni tutuyor ve bir yabancıya uzatıyor,uzun siyah saçlı ve çekici olmayan kahverengi gözlü bir yabancı.Yüzü kılıfım gibi sapsarı ve dudakları sahibiminkine benzemiyor koyu kırmızı,boyanmış.Sesi ince konuştuğunda sahibimin gözlerinin içi titriyor.Sahibim ona karşı farklı şeyler hissediyor olmalı.Beni ona uzatıyor.Küçük ince parmaklarıyla beni tutup kapağımı aralıyor ve sahibimin üzerime çizdiklerini okuyor muhtemelen.Sahibime beni geri verdi,ve uzaklaştı.Sahibim kapağımı açtı,gözleri titreyerek bir şeyler okudu ve suratımı gözünden düşenlerle ıslattı.Boş bulduğu bir masaya oturdu.Sayfalarıma başını dayayıp dakikalarca ıslattı yüzümü.Kulağına dayadı yine kulaklığını.O kadar ıslattı ki sayfalarımı,üzerime çizdiği şeyler dağıldı.En sonunda gözleri kapandı,nefesi yavaşladı,gözünden gelen ve sayfalarımı mahveden o ıslaklıklar bitti.Kulağına taktığı kulaklık kulağından düştü,hem de sayfalarımın üstüne.İlk defa duydum,o kulaklıkta ne olduğunu.Sahibim onu kulaklarına takınca daha mı az üzülüyordu daha mı çok üzülüyordu bilmiyorum ama kulaklıkta duyduklarım sayfalarımı ağırlaştırıyordu.Sahibimin kalbini mi ağırlaştırmıştı o duydukları?

Bu gece başımda bir tutku var,
Bu gece başımda bir nûr var
Yine bu gece göğün zirvesindeyim,
bir sırrım oldu yıldızlarla
Bu gece tek başıma arzulu ve tutkuluyum
Sanki bu alemden uzaktayım


Ben şimdi nerdeyim?

Önce güneş açtı.Sonrasında yağmur değdi köklerime.İlk kıpırdanışlar dallarımın en ucunda oldu.Yeşermeye başladım.

Güneş değdi,ben yeşerdim.Güneş değdi, dallarım ağırlaştı.Artık kuruluk ve renksizlikten kurtulmuştum.Renk geldi dallarıma,hislendim.Yaprak diyordu insanlar,dallarımdan çıkan yeni parçalarıma.Yapraklarım güneşe değdikçe büyüyordu.Onlar büyüdükçe ruhum da parçalara ayrılıp onlara hayat vermeye başlıyordu sanki.Gövdem hafiflerken yapraklarım ağırlaşıyordu.Kendimi gövdemde değil yapraklarımda hissediyordum bundan böyle.Doğrusu,insanların yaprak dediği o yeşertiler parçam değildi,bendim ve yüzlerce parçaya bölünmüş bir ruhtum artık.Güneşe değdim,rüzgara değdim.Rüzgardan korkuyorum.Ruhumun zaten parçalara ayrılmış olması yetmezmiş gibi bir de o parçaları alıp uzaklara sürüklüyor.Sürüklediği parçalarımın bir kısmı yerlere savruldu.Üzerine bastı insanlar.”Afedersiniz ama onlar benim parçalarım,basmayın.” demek isterdim insanlara.Herneyse,savrulan yapraklarla daha da hafiflediğimi hissetmeye başladım.Güneş değdi yeşertilerime,yağmur değdi köklerime.Tabi azaldıkça azaldım.Köklerime daha çok yağmur değiyordu,yapraklarımsa solgun ve renksizdi artık.Hafifledikçe hafifledim.Güçsüz kalıp yerlere döküldü bazı parçalarım.Bir kısmım rüzgara kapıldı,bir kısmım kopartıldı.Ve sonunda tek kaldım.Güçsüz kalıp ruhumu aldığım dallara sarıldım.Rüzgar esti ben tutundum.En sonunda yoruldum ve bıraktım ruhumu aldığım dalları.Rüzgara sarıldım bu kez.Uçurdu beni gövdemden uzaklara.Bir başka gövdenin dibine bıraktı beni.Şimdi o başka gövdenin dibindeyim.Üzerime beyaz tuhaf şeyler değiyor.Yağmurun geldiği yerden geliyor,üzerimi örtüyor,hafifliyorum.Artık beyaz oldu her yerim.Hafifliyorum,hafifliyorum.Ruhumdan kalan son parçayı beyaz şeylere vereceğimi sanıyordum.Hafifliyorum,yoruldum anlatamıyorum,bembeyaz oldu yeşertiden sarıya dönmüş tenim.Ben şimdi nerdeyim?